Bir Yazıt Araştırmacısının Gözünden Viyana

Emine Bilgiç Kavak’ın Gözünden…

Kongreye ikinci katılışımdı. İlki 2022’de Venedik ve Padova’daydı, bu yıl 24-29 Ağustos’ta Viyana’daydık. İki kongre arasında dört yıl var ve insan ister istemez ikisini karşılaştırıyor. Benim aklımda kalan fark, biraz da mesleğimin bir yan etkisi olarak, mekânla ilgili oldu. Yazıtlarla çalışan biri, metnin taşındığı yüzeyi metinden ayırmamayı öğreniyor; bir yazıtın nereye, hangi yapının hangi cephesine, kimin görebileceği bir yüksekliğe kazındığı çoğu zaman içeriği kadar şey söylüyor. Viyana’da bir haftamı geçirdiğim binayı da böyle düşünmeden edemedim.

Kongre, Viyana Üniversitesi’nin Universitätsring üzerindeki ana binasında toplandı. Binanın ortasındaki Arkadenhof, revaklarla çevrili geniş bir avlu; kolonların arasına üniversitenin hocalarının büstleri yerleştirilmiş, uzun bir bellek dizisi hâlinde. Bizans’ın mekân üretimini, kentin anıtsal merkezini, yapıların dönüşümünü tartışmak için toplanan bir topluluğun, kendisi de bir temsil programının ürünü olan bir binada toplanmasında düşündürücü bir taraf var. Bunu eleştiri olarak yazmıyorum, tam tersine, o avludan günde beş kez geçmek kongrenin en sevdiğim yanlarından biriydi.

Avlunun asıl işlevi ise başka türlü ortaya çıktı. Kahve molaları orada ve çevresindeki koridorlarda veriliyordu, bu da büyük bir kalabalığın gün içinde tekrar tekrar aynı yerde toplanması demekti. Bu ölçekte bir kongrede insanların birbirini bulması kendiliğinden olmuyor; mekânın buna izin vermesi, hatta bunu zorlaması gerekiyor. Sabah oturumundan çıkıp elinde fincanla duran bir meslektaşa, aynı bölgeyle ya da aynı malzeme türüyle çalıştığınızı söylemek, aylarca yazışarak kurulamayacak bir teması birkaç dakikada kuruyor. Uzun süredir makalelerini okuduğum ama hiç görmediğim birkaç kişiyle nihayet tanıştım. Bu tür konuşmalardan bazıları hiçbir yere varmaz, biliyorum; ama bazıları da iki yıl sonra ortak bir yayına dönüşüyor ve hangisinin hangisi olacağı o an belli olmuyor.

Küçük bir ayrıntı olarak, katılımcılara verilen malzemenin içinde yeniden doldurulabilir bir termos vardı; bina içinde de içme suyu noktaları bulunuyordu. Bunu burada anmamın sebebi, alanın kendisinin son yıllarda çevre tarihine, iklime ve tarımsal örüntülere ciddi biçimde yönelmiş olması. Bizans kırsalının su rejimini tartışan bir oturumdan çıkıp bir kutu plastik şişeyle karşılaşmamak, küçük ama tutarlı bir davranış.

Kongrenin bir sonraki durağı Atina olarak açıklandı; 2031’de orada toplanacağız. Buna söylenecek bir şey yok, alanın en köklü merkezlerinden biri ve beş yıl sonrasını şimdiden merak ediyorum. Benim aklıma takılan soru daha uzun vadeli. Çalıştığımız malzemenin çok büyük bir bölümü Türkiye topraklarında duruyor: Efes, Aphrodisias, Sardeis, Laodikeia ve elbette Konstantinopolis’in kendisi. Viyana’da Avusturya Arkeoloji Enstitüsü’nün yüz otuz yılı aşan Efes çalışmalarına ayrılmış bir poster oturumu vardı; yani Anadolu, kongrenin içeriğinde zaten merkezî bir yerde. Buna karşın kongre en son 1955’te, X. Milletlerarası Bizans Tetkikleri Kongresi olarak İstanbul’da toplandı. Aradan yetmiş yıl geçti; Atina’dan sonrasını konuşmaya başladığımızda bu süre seksen yılı bulmuş olacak. 2022 kongresinin İstanbul’da yapılamamış olmasının nedenleri ve o süreçte yaşananlar biliniyor, üzerine söylenecekler de söylendi. Yine de bugün Türkiye’de Bizans çalışmalarının geldiği yeri, yetişen araştırmacı sayısını ve süregiden kazıların hacmini düşündüğümde, kongrenin bir gün yeniden İstanbul’da toplanmasının hem bu birikime karşılık geleceğini hem de dünyanın dört bir yanından gelen meslektaşlara üzerine yazdıkları yapıları yürüyerek görme imkânı vereceğini düşünüyorum. Sarnıcı, sur hattını, Khora’yı bir projeksiyon perdesinden değil.

Bunu bir temenni olarak yazıyorum. Ama üzerinde konuşulmaya değer bir temenni.

Bir Cevap Yazın

Buluşma Noktası sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin